KUANTUM FİZİĞİ VE EVRENİN YASALARI

Sicim teorisi, Einstein’ın genel görelilik kuramı ile kuantum mekaniği hakkında bildiklerimizi bağdaştırma amacıyla ortaya atılmış bir teoridir.

 

Kuantum mekaniği, fizik alanında klasik mekanik anlayışın ve açıklamaların yetersiz kaldığı durumlar nedeniyle ortaya çıkmış bir bilim dalıdır. Yani kuantum mekaniği, klasik mekanik bilgileriyle varılan sonuçlardaki tutarsızlıkları açıklama çabasının bilim insanlarını atomları ve atom altı parçacıkları incelemeye yöneltmesiyle yaşamımıza girmiştir.

 

Çift Yarık deneyi olarak bilinen ünlü deney kuantum mekaniğinin ortaya çıkışında önemli bir yere sahiptir. Bu deney özetle bize ışığın mantıklı beklentiler doğrultusun- da hareket etmeyebileceğini göstermiş ve zaman içinde bu deneyden hareketle yapılan diğer deneyler atom altı parçacıkların da klasik mekanikle veya basit mantıkla açıklanamayacak şekilde hareket ettiği sonucuna ulaşmıştır.

 

Ortaya çıkan sonuç, bizi bütün maddelerin yapıtaşı olan atom altı parçacıkların kendilerini gözlemleyen kişiye göre farklı şekillerde ortaya çıkabilecekleri sonucuna götürmüş- tür ki bu durum yaşamı anlamamız noktasında gerçek manada bir muammadır.

 

Realitenin gözlemciye göre değişebilecek olduğunun fark edilmesi, kabaca özetlemek gerekirse “2+2”nin her zaman için “4” etmeyebileceğinin anlaşılması kadar sarsıcı bir durumdur ve anlaşılmasından kısa süre sonra da gözlemcinin bu durumu realitenin değiştirilmesi amacıyla bilinçli olarak kullanabileceği fikrine giden yolu açmıştır.

 

Einstein’ın ortaya koyduğu genel görelilik teorisi ise kütle çekim kuvvetini açıklamak için uzayı ve zamanı kullanmaktadır. Buna göre zaman ve mekân birbirine tamamen bağlıdır, etkileşim halindedir ve kendi başlarına var olamazlar.

 

Genel görelilik teorisi uzayda gözlemlenen büyük cisimlerle ilgili açıklamalar getirirken, kuantum mekaniği maddenin yapıtaşı denebilecek kadar küçük cisimleri incelemektedir. Bütünsel bir evren modeli oluşturabilmek açısından bu iki güçlü teorinin bir araya getirilmesi fikri ise, sicim teorisinin ortaya çıkışına yol açmıştır.

 

Bu doğrultuda yapılan çalışmalar evrenin oluşumunu açıklama konusunda farklı sonuçlara da ulaşmıştır. Atom altı parçacıkların boyutsuz noktalar olmadığı, bunun yerine sürekli titreşim halinde olan, tek boyutlu ve planck uzunluğuna sahip ipliksiler olduğu varsayımı bunlardan biridir. Bu çalışmayla birlikte sicim teorisinin temel anlayışı belirginleşmiştir: “Atomaltı parçacıklar ipliklerden, yani sicimler- den oluşmaktadır.”

 

Bu teori, kuantum mekaniğinin sunduğu gözlemci etki- si anlayışına, varoluşun içinde yer alan her şeyin birbiriyle bağlantılı ve etkileşim içinde olduğu sonucunu da ekleyerek bizlere yeni bir boyut açmaktadır.

 

Konuyu enerji uygulamalarının yaşamımız üzerindeki etkilerini açıklama bağlamında ele aldığımız zaman, yukarıda kısaca anlattığımız bilimsel teorilerin ilham verici olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Enerji uygulamalarında benim ve diğer pek çok uygulayıcının vardığı belli başlı sonuçlar birçok açıdan bu teorilerde ileri sürülen argümanlarla uyum gösteriyor. Bu doğrultuda bakıldığında varoluşun mikrodan makroya kadar birbiriyle bağlantılı bir yapı içerdiği sonucu karşımıza çıkıyor.

 

Sicim Teorisi’ne göre de tüm kâinat birbirine görünmeyen, dev altın halatlarla bağlıdır ve küçükten büyüğe, büyükten küçüğe tüm organizmalar birbirleriyle etkileşim halindedirler. Bu etkileşimi ise, insanın manyetik alanına faydalı olan kozmik enerji havuzlarına bağlanmak ve bu enerjiyi kendine veya diğer kişilere aktararak değişim, dönüşüm ve hayat kalitesini arttırma amaçlı olarak kullanmak mümkündür.

 

Enerji çalışmalarındaki deneyimlerimizin bir getirisi olarak, evrende, insan ile etkileşime girdiği zaman çeşitli sonuçların ortaya çıkmasını sağlayabilecek sayısız unsurun yer aldığı bilgisine ulaşmış haldeyiz. Bunlar arasında iyileştirici ve yükseltici unsurların bulunduğunu da sıklıkla gözlemleyebiliyoruz. Burada enerji uygulayıcıları olarak bize düşen şeyin, yaklaşımımızı faydacı bir niteliğe büründürmek olduğunu düşünüyorum. Yani bu yükseltici unsurlara bir kez erişim sağladıysak, yapılması gereken en akıllıca şey artık onları yaşam kalitemizi arttırıcı şekilde kullanabilmenin yollarını araştırmak olmalıdır.

 

Mevlana “insan evrenleri içinde taşır” der. Yukarıda söz ettiğim bilimsel teoriler de bize benzer şekilde ilham vermekte. Varoluşun birbiriyle bağlantılı olması ve hepsinin görünmeyen, altın renkli enerji halatları sayesinde birbiriyle etkileşim içine girebilmesi hem farklı kaynaklarda sözü edilen hem de benim kendi bireysel deneyimlerim üzerinden vardığım bir sonuç.

 

Deneyimlerim bu yaklaşım doğrultusunda işimize yarayacak birçok enerji havuzunun bulunduğunu gösteriyor. Sanal enerji portları da diyebileceğimiz bu enerji havuzları şifa sırasında enerji çektiğimiz kaynaklar olarak işlev görmekte.

 

Bu bağlamda değişik terapi metotlarında tanımlanmış olan ve her birinin kendince özgün özellikleri bulunan binlerce frekanstan söz edilebilir. Kozmik enerjide tanımlı bine yakın frekans ya da diğer bir deyişle “kanal” bulunur. Bu kanalların bazıları psikoterapide, bazıları geçmişi iyileştirmekte, bazıları da ruhsal korunma olarak özetleyebileceğimiz alanlarda kullanılır. Bu kanallar çok değişik şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin Reiki’de tanımlı tek kanal olmasına rağmen Reiki çeşitlerini de hesaba katacak olursak binlerce değişik Reiki kanalından söz edilebilir.

 

Bu kitapçığın ana konusu olan biyoenerjide ise kullanılan birkaç tane kanal vardır. Reiki tarzı yöntemlerde kanallar vücut üzerinden süzülüp verilmekte iken biyoenerji ve kozmik enerji metotlarında kanallar uygulayıcının kendisine ve üzerinde uygulama yapılan kişiye dikey biçimde açılarak kullanılmakta ve seans sırasında eller serbest kalmaktadır. Bunun da uygulayıcıya büyük bir hareket özgürlüğü sağlamakta olduğunu söyleyebiliriz.

Kuantum Fiziği Terimleri

 

Kuantum fiziği; madde ve ışığın, atom ve atom altı seviyelerdeki davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır. Çalışma alanı, parçacıkların birbiriyle ve ışık, x ışını, gama ışını gibi elektromanyetik radyasyonlarla olan etkileşimlerini kapsar.

 

Kuantum fiziği; moleküllerin, atomların ve bunları meydana getiren elektron, nötron, proton gibi parçacıkların özelliklerini açıklamaya çalışır. Çalışma alanı, elektromanyetik etkileşimleri de kapsar.

 

Kuantum mekaniği çok sağlam matematiksel formüller üzerine kurulmuştur. Sistemler bu matematiksel formüller aracılığı ile açıklanır. Bu formüller ile modellenirler.

 

E = mc2 formülü fizikte kütle enerji eşdeğerliliğinin temel formülüdür. Bu formül enerji ile kütle arasında ilişki kurar.

 

E= Enerji

 

M= Cismin kütlesi (kg)

 

C2= (c kare) = ışık hızının karesinin sayısal değeri

 

Yani 1 madde, 1 kg ise enerjisi 89 875 517 873 681 764

J’ dür.

 

 

 

Evrenin yasaları demek bu bağlamda evrenle uyum içinde olabilmek demektir. Yukarıdaki 1 kg'lık enerjiyi evrenden kat be kat fazla alabilmek için bazı yasaları bilmek ve bunlara uymak gerekir.

Evrenin Yasaları

 

Evrenin kendi akışı içerisinde belirli yasaları bulunmaktadır. Evren bu yasalar çerçevesinde hareket eder ve işleyişini sürdürür.

 

Eğer biz de içinde yaşamakta olduğumuz bu evrenin yasalarını anlar, bilir ve davranışlarımızı buna göre geliştirirsek evren ile bir uyum yakalamış oluruz. Bu uyum da enerjimize yansır ve istediğimiz enerjiyi evren ile uyumlu hale getiririz.

 

Evrenin bilinen o kadar çok yasası vardır ki bunlar onun aslında nasıl da mükemmel işlediğinin göstergesidir. Serbest irade yasası, bumerang etkisi, karma yasası, çekim yasası, zıt çekim yasası ve boşluk yasası bilinen ve benim severek kullandığım yasalardandır.